Ölüm Belki de Bir Memlekettir – Cumartesi Mektupları 13

"...Ölüm belki de bir memlekettir. Işıkları söndürülmüş bir Paris kadar güzel, tayyare korkusundan ışıkları söndürülmüş bir Paris'te, bir çift Parisli kadar yalnız âşıklarını düşünmeye çalışan insanlarla doludur, belki de ölüm şehri. Orada, belki de insan yalnız iskeletiyle güzeldir. Her şey kalbi atmadan, sükûn içinde yapılır. Nehirler vardır ki kocaman ziftli kayıklarla geçilir. Nehrin öteki kıyılarında … Okumaya devam et Ölüm Belki de Bir Memlekettir – Cumartesi Mektupları 13

Sözcüklerin Hamallığı Olmaz- Cumartesi Mektupları 12

Uzun zamandır hem blogumu hem de mektuplarımı aksattığımın farkındayım. Çeşitli nedenlerden ötürü yoğunlaşamadığım yazılarıma neredeyse bir aylık süreden sonra yeniden dönüyorum. Yazılarımdan uzak kaldığım bu dönemde ise kitaplarımdan asla vazgeç(e)mediğimi belirtmeliyim. Sizin kitaplarla aranız nasıl, hangi seviyede bilemem tabii. Ama kitaplarla benim aramda bir aile yakınlığından daha yoğun bir ilişki söz konusu. Hamallık olarak görenleriniz … Okumaya devam et Sözcüklerin Hamallığı Olmaz- Cumartesi Mektupları 12

Sokrates’in Savunması Üzerine

M.Ö. 469 ila M.Ö. 399 yılları arasında yaşayan Antik Yunan filozofu olan Sokrates,  felsefenin babası olarak da bilinir. Sokrates'ten önce de Demokritos, Anaksagoras, Empedokles, Parmenides gibi düşünürler vardı ancak Antik Yunan felsefesinin başlangıcının genel bir kanıyla Sokrates ile başladığı düşüncesi hâkimdir. Yaşamı boyunca hiçbir eser kaleme almayan Sokrates, maddi dünyadan soyutlanmış bir şekilde kendisini daima … Okumaya devam et Sokrates’in Savunması Üzerine

Zamanın İçinden 

Yazmak, yemek yemek gibi zaruri bir ihtiyaçtır benim için. Sonrasında -son cümleden sonra- tıpkı yemek yedikten sonra olduğu gibi, bir süre zarfı akabinde açlık belirtileri hissederim. Bu aralar zamanın içinde bir bilardo topu gibi yuvarlanıp duruyorum. Bir deliğe/kuyuya/kuytuya girmek ereğim. Engeller var, bir de onları yaratan/lar. Güç oluyor sonra her şey. Güç olan yerde güçsüzlük … Okumaya devam et Zamanın İçinden 

Çok Şey Öğrendim Geçen Üç Yıl Boyunca – Cumartesi Mektupları 2

Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım? adlı şiirine, "Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca..." diye başlıyor Didem Madak. Ve lafı hiç uzatmadan, ben de bu mektubumda geçen üç yıl boyunca neleri öğrendiğimi yazacağım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca; hiçbir zaman iyilerin kazanmayacağını, hiçbir zaman kötülerin kaybetmeyeceğini, hiçbir zaman kötülüğün kazanmayacağını, hiçbir zaman iyiliğin kaybetmeyeceğini.  … Okumaya devam et Çok Şey Öğrendim Geçen Üç Yıl Boyunca – Cumartesi Mektupları 2

Bizden de kalır bir şeyler geriye

Öldükçe yaşar, yaşadıkça ölür olduk. İkisini de beceremedik. Isırdığımız ekmekler ufalandı durdu kucağımıza, bayat kırıntıları kuşlar yedi. Her akşam sabaha çıkmayı gözledik, ertesi sabah akşamı nasıl edeceğimizi. Tok karınlar sevgiyi daha iyi sindirdi, açlar sevginin yenmeyen bir şey olduğunu sonradan öğrendi. Çocuklarımıza geleceğin aynasını tuttuk, aynada ölülerimizi gördük. Çocuklarımız çok sonra, toprağın sadece vermediğini, aynı zamanda aldığını da öğrendi.

İnsanın ta kendisidir geçip giden

"Bize böylesine yakın olan ölüm üzerinde neredeyse hiç düşünmüyoruz." Yukarıdaki cümle, Gündüz Vassaf'ın Cehenneme Övgü adlı kitabında yer alan Ölüm Unutkanlığı başlıklı yazısının ilk cümlesi.  Bu cümle, dünya üzerindeki kötülüklerin nedenini "tam olarak" olmasa da, en azından bir kısmını net bir şekilde ortaya koyuyor. Öyle ki, Gündüz Vassaf'ın ölüme dair kaleme aldığı bu yazısının adı bile … Okumaya devam et İnsanın ta kendisidir geçip giden