Sahip Olunması Zorunlu Tek Şey – Cumartesi Mektupları 15

Bugünlerde aklımı epey kurcalayan bir soru: “Ya sanat olmasaydı?” Bu soru şöyle de sorulabilir: “İnsanevladı sanatsız yaşayabilir mi?” Bu sorulara cevap verebilmek için “Sanat niçin vardır?” sorusuna odaklanarak aklımızdaki soru işaretlerini giderebiliriz belki -en azından benim kafamdaki soru işaretlerini. “Sinemanın vicdanı” diye de bilinen Rus yönetmen Andrei Tarkovsky, bu konuda şöyle bir ifade kullanır: “Dünya yeterli olmadığı için sanat vardır.”

George Bernard Shaw ise şunu der: “Sanat olmasaydı dünyanın kabalığı dayanılmaz olurdu.”

Dünyanın kabalığı karşısında şüphesiz ki ince bir ruha ihtiyacımız var. Bazı insanlar doğuştan ince ruha sahip olabiliyorlar. Ancak sanatsız bir toplum içinde dünyaya gelenler de sanat ile ruhlarını inceltebiliyorlar. Nietzche bu konuda şöyle der: “Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh.” Torino’da kırbaçlanan ata sarılan, kulağına bir şeyler mırıldayan, ağlayan ve ardından bir daha eskisi gibi olmayan Nietzche, sahip olunması zorunlu tek şeyin “inceltilmiş bir ruh” olduğunu boşuna söylememiş olsa gerek.

Sanat, eğitim düzeyi yüksek toplumlar için -ya da bireyler için diyelim- en büyük gereksinimlerden biridir. Dünyanın karmaşıklığı ve yoruculuğu karşısında sanat, durup nefes alınabilecek, dünyayı daha iyi idrak edebilmenin dışında, yeni bir dünya yaratmanın en iyi yollarından biridir. Bu nedenle sanatçılar kendilerini gerçek dünyadan soyutlar ve kendi dünyalarını inşa ederler. Çünkü Tarkovsky’nin de dediği gibi, dünya yeterli gelmez artık.

Sanatla beraber doğal olarak insan ruhu da şekillenmeye, esnemeye ve incelmeye başlar. İncelmiş bir ruh; edebiyatın, müziğin, resmin, sinemanın ve tiyatronun da inceliğini sezer. Bilhassa, giderek incelen bir ruh, dünyanın kabalığı ve yetersizliği karşısında giderek hayretlere düşer. Sanatla birlikte yeni dünyalar yaratıldığı-keşfedildiği için, ince ruha sahip olan insanlar bu dünyayı daima karşılarına alıp onunla mücadele ederler. En büyük silahları ise sanat olur.

Fırtınalı ve sağanak yağışlı bir dünyada şemsiye altında durmak gibidir sanat. Mağaradan çıkıp ışığı görmektir. Bir damla artı bir damlanın iki damla etmediği, aksine bir büyük damla ettiğini bilmektir.

Sanatsız yaşamayı -ya da doğmak, yumurtadan yeni çıkmış bir kuş yavrusuna benzetiyorum ben. Alabildiğine çirkin, ama zamanla tüyleri çıkmaya başlayınca da bir o kadar güzel. İnsan da böyledir. Sanatla donanmış bir ruh, tüm gerçekliği alt üst ederek kendi gerçekliğini ve güzelliğini yaratır.

Evet, dünya hâlâ kabadır ve yetersizdir; ama sanat vardır. Sanatın olduğu yerde de umut vardır. Bir atın boynuna sarılmamız için Torino’da olmamıza ya da o atın kırbaçlanmasını görmemize gerek yok. Sanat, güzellikle beraber umudu da getirir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s