Tanrı Bile Ölüme Hazırlandı – Cumartesi Mektupları 14

Kırılıyoruz, ya sen ya da ben

ya da kırılmışlığımız

öyle derin öyle onarılmaz

bir yol arıyor yüzeye varmak için

bir bahane. Onarılamıyoruz

onaramıyoruz, ekimiz görünmeden

sen ve ben

Yukarıdaki dizeler, en incelikli şairimiz Gülten Akın’a ait; Tuhaf Bir Aşk şiirinden. Canım, ruhum, tenim ya da özüm şiire değdiğinden beri, düzyazıdan uzaklaşıp daha çok şiire yaslandım. Bu arada, yazılmayı bekleyen hikâyeler, haliyle ete kemiğe bürünmeden öylece kaldı. Cumartesi Mektupları’mı bile yazamadım aylardır.

Peki, beni düzyazıdan uzaklaştırıp da şiire bu kadar çok iten neydi? Bu soruyu defalarca sordum kendime. Bazen kaçamak yanıtlar verdim, bazen kendimi ikna eder gibi oldum. Köprüden kendini sulara bırakmak isteyen bir adamın çaresizliğiyle önce hiçbir şeye inanmak istemedim. Sonra, ikna olup, “Evet, işte bu sebeple yaşamalıyım” dedim kendi kendime.

aramıza gerilen sahte deri

katılaşmış, çatlayabilir ancak, çatlıyor

sızıyor kan senden ya da benden

bazan ikimizden

Bir rastlantı, küçük bir an, belki de lahza; daha önce yıllardır yazmış olduğum hikâyeyi çöpe atıp en baştan, korkusuzca, fütursuzca, ölüme atlar gibi şiire başlamama neden oldu. Ama bu şiir kendiliğinden yazılıyordu. Dünyayla tüm ilişkisini kesmiş, etrafını sularla çevirmiş, en tepe noktalarında mimozalar açan, yollarında üzerine basılıp kırılmayı bekleyen deniz kabukları olan, bahçelerinde yüzlerce erik ağacı bulunan küçük, cennetten kopma bir kara parçasının üzerinde yazılıyordu bu şiir. O zaman ben, Tanrı’nın ilk kez şiir yazdığına şahit oldum. Kutsal metinlerin hepsi düzyazıydı. O da sıkılmış olmalıydı ki, düzyazıdan vazgeçip bir şiir yazmak istedi. Üstelik de, insanlığa gönderilen son kutsal metne ihanet ederek, insanlığa verdiği sözü çiğneyerek şiirin gücüne yenik düştü ve bir şiir yazdı. Çünkü şiir güzeldi, şiir hayattı, ölümdü, aşktı, ayrılıktı, sevdaydı, özlemdi, kavuşmaktı. Tanrı bile şiire kulluk eder oldu.

bilemiyoruz yaşamayı severek

ve sevmeden

belki hem severek hem sevmeden

İşte Tanrı da biz insanlar gibi kulluk edince, ölümlü olmaya başladı. Fani olmak demek, ölümden korkmak demekti. Ama ölümü alt etmenin yolları da vardı. “Sanatın amacı, insanı ölüme hazırlamaktır” der Tarkovsky. Tanrı bile ölüme hazırlandı.

En nihayetinde ölüyor insan. Acısıyla, sevgisiyle, yaşadıklarıyla ve yaşayamadıklarıyla… Tanrı da ahirete hazırlıyor kendini. Elindeki referans alacağı tek kutsal metin var; o da şiir.

“Önce hayaller ölür, sonra insanlar” der Shakespeare. Bize tenin ölümü daha acı verici gelir. Oysaki ölen hayallerin sızısı bir ömür devam eder; tenin ölümü bir anda oluverir. Acıtır ve biter. Hayallerinin naaşlarını hayatın boyunca taşırsın omzunda.

böyle parçalanarak dağılarak

mı ölünür?

dünyaya bir bütünlük bırakmadan

oysa ölüm bile usul usul

yaşama benzer yaşama benzer

Gülten Akın’la başladım mektubuma, ama İlhan Berk’le tamamlamak istiyorum. Kasımlarda adlı şiirinden bir bölümle bitiriyorum yazımı.

Zaman ki nedir

Kasımlarda bir yaprak

Bir çocuğun gidip gelen ağzı

Bir gül

İçip yarıda bıraktığın bir bardak su.

(…)

Ben ki uzak bir istasyonda durmuş bir gar saati gibiyim

Rüzgârlar üşüşmüş içine.

 

Bil bunu.

“Yazmak, her şeyi aşka dönüştürmektir. Yazmak budur” der İlhan Berk. Yazdıkça aşka dönüştürüyorum ben de her şeyi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s