Bilge Karasu Nasıl Yazıyor?

Türk Edebiyatı’nda özgün bir kaleme ve değere sahip olan Bilge Karasu’nun metinleri okunması zor, özel bir çaba isteyen, çok katmanlı ve çoklu okuma gerektiren niteliktedir. Dolayısıyla Bilge Karasu okumak, anlık yapılan bir eylem değildir. Onu okumak, sonrasında tekrar okumayı gerektirir çünkü Karasu’nun metinleri kendisini tekrar okutmak ister. Onun dil dünyasına belli bir birikim ve zenginlik ile girmek gerekir.

Bilge Karasu’nun anlam dünyasını kavramak sadece yapıtlarını okuyarak yapılacak bir iş değil. Onun eserleri dışında anlattıkları da kendi dil-düşünce-edebiyat dünyasını yakından tanımamız için oldukça önemli. Kısa bir zaman önce elime geçen “Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir” adlı kitap, Bilge Karasu’nun yenilik, yazmak, yalınlık, felsefe, musiki-yazı-resim, dil, aşk-korku, okumak ve çeviri gibi konularda fikirlerini açık bir şekilde ifade ettiği söyleşilerden oluşuyor. “Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir” diyen Karasu, yazdıkları içinse “Okurun çok dikkatli olmasını gerektiren bir şeyler yazıyorum” ifadelerini kullanıyor.

Bilge Karasu’yu daha yakından tanımak için edindiğim bu küçük ama sevimli kitap, bir nefeste okunabilecek türden. Dolayısıyla her an her yerde kolay ve hızlı bir şekilde okuyabilirsiniz. Okuduktan sonra da Karasu hakkında bilmediğiniz şeyleri öğrenmiş olursunuz. Özellikle yazmak ve dil konusunda neler düşündüklerini/hissettiklerini.

Mustafa Arslantunalı’nın Bilge Karasu ile yaptığı söyleşilerden oluşan kitapta Arslantunalı, okumayı kolaylaştırmak için soruları kaldırmış ve sadece Karasu’nun sözlerine yer vermiş. Karasu hakkında çok özel sayılabilecek konuları da kitaptan çıkarmayı ihmal etmemiş. Okunduğu zaman Karasu’nun kendi eliyle yazmış olduğu bir izlenimi edindiren kitabı Mustafa Arslantunalı, kaset kayıtlarından derleyerek beyaz sayfalara aktarmış. Okunması kolay, okuru yormayan ama zaman zaman Karasu’nun o çetin dilinin hissedildiği bir anlatıma sahip.

İlk olarak yenilik konusuna değiniyor Karasu.  “Bir yenilikten söz ediliyorsa daha önce yapılmamış bir şeyden söz ediliyordur” diyerek şöyle devam ediyor: “Ama daha önce yapılmamış olması, daha öncekilerin yazıları içerisinde ele alınarak bakılması demektir. Aykırılık, yenilik ya da değişiklik, tek başına herhangi bir anlam taşımaz, ancak belki birtakım başka metinlerle karşılaştığı zaman söz konusu olabilir.” (Sf. 20-21)

“Türlerin ölümü” konusuna da değinen Karasu, türlerinin ölümünün yüzyıldır sürdüğünü, hatta ölüp ölüp dirildiğini ifade ediyor. Bilinenin dışında yapılan birtakım şeyler için bu konudaki fikirlerini söyleyen Karasu, yapılan birtakım şeylerin yeni kurumlaşmalar getirmek demek olmadığının altını çiziyor. “Bir türün kuralları aşılıyorsa, o türün kuralları hâlâ var olduğu için aşılıyor. Bunlar ortadan kalkmış olsa, unutulmuş olsa, yok olmuş olsa herhangi bir şeyin aşıldığından, çiğnendiğinden söz edilmezdi ki!” (Sf. 23-24)

Bilge Karasu’nun nasıl yazdığı ve neden böyle yazdığı benim için hep merak konusu olmuştur. Bilinçli bir eylem mi yoksa farklı anlatı biçimlerini denemek istediğinden mi böyle yazıyor, gibi soruları sormuşumdur kendimi. Yazmak konusunda ise Karasu düşüncelerini açık bir şekilde ifade ediyor. “Doğrusu ben, ‘yeni olsun’ diye uğraşıyor değilim. Bir şeyi nasıl yazacağım diye düşünürüm. (…) bir takım alışılagelmiş anlatı ya da anlatım biçimleri bana yetmemiştir ya da onların dışına çıkmak istemişimdir. Olabilir. Ama yenilik olsun diye değil, yapmak istediğim bir şeyi yapmağa çalışıyorum.” (Sf. 25)

Bilge Karasu, Türkçe’nin sınırsız imkânlarının bilincinde bir yazar. Dolayısıyla onun kurduğu anlatı dünyası alışılagelmişin dışında, zengin ve çok katmanlı. Bu yüzden de “alışılagelmiş”in dışına çık(a)mayan okurlar için de onu okumak epey zorlaşıyor. Ancak onun dil dünyasına girildikten sonra “alışılagelmiş” kavramı da zamanla anlamını yitiriyor.

Yazdığı metinlere felsefeyi de ekleyen ama bunu bilinçli bir şekilde yapmadığını ifade eden Karasu, “Felsefe okuduğum bir şeydir, ama az çok yazdığım bir şeydir. Yaşama, dünyaya hep yazın açısından baktım ama yazın açısından bakmak demek felsefeyi hiç hesaba katmamak değildir. (…) Ben de herhalde felsefe eğitimimin verdiği bazı şeyleri katıyor olabilirim.” diyor.  (Sf. 35) Metinlerinde de kendisini gösteren özgün düşünce yapısı, Karasu’nun şu sözleriyle daha da anlam kazanıyor: “Düşünmeyi seven, düşünmeye önem veren bir insan olduğum söylenebilir herhalde.” (Sf. 36) Bilge Karasu’nun metinleri de okuru düşündüren, ayrıntılara dikkat gerektiren ve okurdan aktif bir okuma eylemi isteyen türden olduğu için, yazarın düşünmeyi seven yapısının metinlerde de kendisini gösterdiği rahatlıkla söylenebilir.

Dil konusu da Bilge Karasu için özel bir önem taşıyor şüphesiz. Kendi dilini kuran, bu dili yaşatan ve genişleten Karasu, dil konusunda düşüncelerini şöyle ifade ediyor: “Herhangi bir metnin ortaya çıkması, ilkin o dilin, o metni söyleyebilir hale gelmiş olması demektir; böyle bir metin varsa. Hem söyleyebilir hale gelmiş olması demektir, hem de bundan sonra buradan çıkabilecek olan birtakım başka metinleri de söyleyebilecek gücüllüğü bulmuş olması demektir.”

Okumak konusuna da değinmeden geçmemiş yazar (Soruları Mustafa Arslantunalı sorduğu için değinmiş olmalı). Okumanın bilinenin aksine farklı bir anlama sahip olduğunu ifade ediyor. “Ne kadar çok okursak, ne kadar çok konuşursak, ne kadar çok ‘iletişirsek’ o kadar iyi olacakmış gibi geliyor insanlara. Ama iletişim başlı başına bir amaç değil, iletişim olsa olsa, ötekinde kendini, kendinde ötekini görebilmek. Ötekinin aracılığıyla, ötekinin yardımıyla bir anlamda kendi kendini anlamak, kendini kurmak.” (Sf. 57)

Benim en çok dikkatimi okumak konusunda söylediği ifadeler çekti. Karasu’nun da dediği gibi “ötekinde kendini, kendinde ötekini görebilmek” ve “ötekinin aracılığıyla, ötekinin yardımıyla bir anlamda kendi kendini anlamak, kendini kurmak” ifadeleri sanırım bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey; tam da 26 yıl önce yakılan ateşler hâlâ sönmemişken, hâlâ içimizi ve yüreğimizi yakarken.

Bilge Karasu, yazdığı metinlerle ve kurduğu dil/anlam dünyası ile hâlâ özgünlüğünü koruyan bir isim. Onun anlatı dünyası ve dili hâlâ aşılabilmiş değil. Bilge Karasu’yu yakından tanımak, onun anlatmak ve anlamak istediği meseleler üzerinde düşünmek, belki de Bilge Karasu’nun anlatısını bir üst düzeye taşımak için yararlı olabilir. Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir”, Bilge Karasu severler ve onu anlamak isteyenler için önemli bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra Karasu’nun metinlerini anlamak eskisinden güç olmasa bile, en azından “nasıl” anlatmak istediği konusunda az çok fikir sahibi olmamızı sağlayabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s