Sözcüklerin Hamallığı Olmaz- Cumartesi Mektupları 12

Uzun zamandır hem blogumu hem de mektuplarımı aksattığımın farkındayım. Çeşitli nedenlerden ötürü yoğunlaşamadığım yazılarıma neredeyse bir aylık süreden sonra yeniden dönüyorum. Yazılarımdan uzak kaldığım bu dönemde ise kitaplarımdan asla vazgeç(e)mediğimi belirtmeliyim.

Sizin kitaplarla aranız nasıl, hangi seviyede bilemem tabii. Ama kitaplarla benim aramda bir aile yakınlığından daha yoğun bir ilişki söz konusu. Hamallık olarak görenleriniz olabilir ancak ben, herhangi bir yere gittiğimde taşıyabileceğim kadar kitabı yanıma alıyorum. Her zaman hepsini okumak için almıyorum tabii, bazen öyle bir an oluyor ki, o kitabı elinizin altında bulundurmanız ve sayfalarını açıp aradığınız şeyi bulmanız gerekiyor. Bu nedenle yanımda ne kadar fazla kitap olursa, o kadar iyi benim için. Hem seviyorum yani, ne var? Sözcüklerin hamallığı olmaz! Milyonlarca sözcüğü yanınızda taşıyın, ağırlık yapmaz. Bilakis,  onlar sizi taşır.

Çalışırken veya bir yere giderken de mutlaka kitap okumak isterim. Çünkü, kitapların efsunlu dünyasına girdiğimden beri zamanın giderek kısaldığını fark etmeye başladım. Çalışırken beş on dakikalık boş zamanlarımda bile birkaç sayfa kitap okumak; ineceğim durağa gelene kadar sayfaları çevirmek isterim. Sanki her an ölebilecekmişim gibi, ne kadar kitap okursam kârmış gibi hissederim. Böyle durumlarda aklıma Tarkovsky’nin sözü geliyor: “Sanatın amacı, insanı ölüme hazırlamaktır.”

Kitaplarla aramdaki ilişkiye değiniyorsam, bu kitapların niteliğinden de bahsetmem gerekir. Daha çok edebi ve felsefi kitapları okuyorum. Edebiyat, kendi dünyamı yaratmama yardım ederken; felsefe de dünyamı, aynı zamanda yaşamı tanımama imkân sağlıyor. Nasıl olur demeyin, felsefenin ve sanatın gücünü içine girdiğiniz zaman daha iyi anlayacaksınız. Dışarıdan kapıyı açmak zor ve zahmetlidir. Geçenlerde şöyle bir söz okudum: “Bir kapı en güzel içeriden açılır.”

Ben şimdiye kadar kitaptan deliren insan görmedim. Siz gördünüz mü, bilmiyorum. Gördüyseniz mutlaka söyleyin bana. Merak ediyorum. Kitaplardan deli olmak mümkün mü? Bilakis, kitapsız olmak deli etmez mi insanı?

Son bölüme küçük bir dipnot düşeyim: Bugün benim doğum günüm. 26. yaşımı doldurdum. Yani 27’den gün aldım. Yaş muhabbetlerinde sıklıkla konuşulur. Şu yaşımı doldurdum, şu yaşımdan gün aldım vb. gibi. Aldık mı verdik mi, bilmiyorum ancak şunu biliyorum ki, hayat bizden çok şey alıyor ve götürüyor, bir daha da geri getirmiyor. Zaman diyorlar buna. Zaman ki ne zaman, vermez kimseye bir aman!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s