Sanatsız ve Felsefesiz Bir Dünya – Cumartesi Mektupları 7

Bundan beş-altı yıl öncesine kadar, ne edebiyatın e’si ile tanışmıştım ne de sanatın s’si ile. İlginç olan şu ki, o zamanlar bir eksiklik de hissetmiyordum doğrusu. Geriye bakıp düşündüğümde, yaşama bakış açımda ne gibi farklılıklar olduğunu görebiliyorum. Beklentilerim, hedeflerim çok değişti tabii doğal olarak. Ancak merak ettiğim şu açıkçası: Edebiyatsız, sanatsız günlerimde yaşama tutunabilme gayem neydi? Şimdi düşünüyorum da, masamdan kitaplarımı alın, önümden sanatı kaldırın, kendimi büyük bir boşluğun içinde hissediyorum.

Son birkaç yıldır, edebiyatın ve sanatın yanında felsefe okumalarına da başladım. Böyle oldukça, elimden alınacak olan edebiyat, sanat, felsefenin ardında bırakacağı daha büyük bir boşluk olacak, buna ‘hiçlik’ de diyebilirim.

Güç olan taraf, insanın-toplumun sanatla, edebiyatla ve felsefeyle tanışması. İnsan, sahip olmadığı şey(ler)in eksikliğini hissetmez. Sanırım ben de, eskiden bu sebeple böyle bir eksiklik hissetmiyordum. En makul yanıt bu olabilir. Peki o halde, insanın-toplumun sanatla, edebiyatla ve felsefeyle buluşmasını nasıl sağlayacağız, onları nasıl tanıştıracağız bunlarla?

Edebiyat ve sanattan önce felsefeye değinmek istiyorum.

Platon, “Felsefe merakla başlar” der. Öncelikle insanın-toplumun şey(ler)i merak etmesi gerekmektedir. “Yaşam nedir?”, “Varlık nedir?”, “Ahlak nedir?”, “Tanrı nedir”, “Tanrı var mıdır?”, “Ölüm nedir?”, “Felsefe nedir?” ve daha birçok sorunun merakı aslında felsefe okumanın zeminini oluşturur. Bu gibi ve benzer soruların yanıtlarını merak etmeyen insanın-toplumun felsefeye başlaması mümkün görünmüyor.

Biraz da toplumumuzun kültürüyle ilgili. Yetiştiğimiz kültür itibariyle ve inançlarımız dolayısıyla ‘sorgulamaya’ kapalı bir toplumuz. Bu inkâr edilemez bir gerçek. Hâlbuki, Sokrates şöyle derdi: “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değer değildir.”

İnsanın-toplumun sanatla ve edebiyatla tanışması da daha çok güzellik ve estetik anlayışıyla-merakıyla ilintili bir durum. Kâğıt üzerinde harflerle, sözcüklerle, cümlelerle inşa edilen, tuval üzerindeki renklerle ortaya çıkan, tiyatro sahnesinde yeni bir dünya yaratmanın güzelliği fark edilmedikten sonra edebiyat ve sanata ilgi olmuyor haliyle.

Edebiyatla, sanatla, felsefeyle tanışmamış insanların yaşamlarında çok büyük şeyler eksik olmayacaktır, ancak tanıştıkları vakit eksikliğini sürekli hissedeceklerdir. Artık edebiyat, sanat ve felsefe yaşamlarının vazgeçilmez birer parçaları olacaktır. Olmalı da. Çünkü bunlar hayatı yaşanılır kılan, güzelleştiren nedenlerdir. Akşamları televizyon karşısında oturmak yerine tiyatroya gidip de bir oyun izlemenin keyfini tiyatroya gitmeyen hiç kimse bilemez.

Okumanın, öğrenmenin, araştırmanın, sorgulamanın değerini bilmek, yaşamın kıymetini bilmek demektir. İnsanı, dünyayı anlamak felsefe ile; güzeli anlamak ve güzeli yaratmak ise edebiyatla, sanatla mümkündür. Ancak böyle bir dünya yaşanılabilir bir yer olabilir.

Şimdi elimden sanatı alsanız, edebiyatı raflardan kaldırsanız ve felsefeyi önümden yok etseniz büyük bir boşluğun, hiçliğin içinde kalacağım. Benim için böyle bir dünya, Sokrates’in dediği gibi ‘yaşanmaya değer değildir’.

Umudum, toplumumuzun tamamının ve aynı zamanda dünyamızın edebiyatı, sanatı, felsefeyi ve diğer disiplinleri yaşamlarına almaları yönünde. Dünyamız ancak böyle güzelleşebilir, yaşanılabilir bir yer olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s