Sait Faik gibi yaşamak, Sait Faik gibi sevmek

Ne zaman Sait Faik okusam, birden köşe başlarından çil yavrusu gibi meydana dağılan esmer yüzlü sümüklü çocukların, iskelelerde teknelerini veya ağlarını tamir eden balıkçıların,  yaşamları iskelelerdeki demirlere palamarlarla bağlı olan geçim derdindeki çımacıların, kahve köşelerindeki yoksulların, sırtına aldığı yükün dışında bir de dünyayı sırtında taşıyan hamalların, şehirle arasına denizleri alıp kendi dünyalarına çekilmiş adalı insanların, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin ne kadar yoksulluk içinde olsalar da, dünyanın yırtılıverdiği yerden tüm umutlarıyla ve sevgileriyle bana gülümsediklerini görürüm.

Üstlerinden balık kokusu, vücutlarından ekşi ter kokusu eksilmeyen balıkçıların, elleri nasır bağlamış, avuçlarında artık palamarları hissetmeyen çımacıların, sırtındaki sepetten daha ağır olan dünyanın yükünü kas gücüyle değil de kalbi hissiyatıyla taşıyabilen hamalların yaşadığı bu dünyada, tüm zorluklara, güç koşullara ve kalplerine mühür vurulmuş  insanlara rağmen yine de bir umut, iyilik ve güzellik vardır. Bu umudu, iyiliği ve güzelliği Sait Faik’in dediği gibi kendimiz bulmaya, çıkarmaya mecburuz.

“İnsanın en fenasında bir iyi tarafın bulunduğunu biliyoruz. Biz o iyi tarafı bulmaya, ondan istifade etmeye mahkûmuz, mecburuz.”

Medarı Maişet Motoru, Sait Faik Abasıyanık, Sf.21

Onun hikâyelerini okumak, hayal edilen, arzu edilen, iyiliklerle dolu bir dünyayı yeniden yaratmak demektir. İstenilen aşkı, sevgiyi kurma girişimidir. Onun aşkı, sevgisi apaçık zahir olmaz. Bilhassa onun aşkı, sevgisi esmer ıslak tenli çocukların, saçları apak yaşlı balıkçıların, ceviz büyüklüğünde elmacık kemikleri olan hamalların yüzlerinden rengârenk yansır dünyaya doğru. Oltasına takılan bir balığı öperek denize geri bırakıp ardından, “Bu denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor artık” demesi onun en saf, yalın ve temiz sevgisini tüm çıplaklığıyla gösterir bize.

“Bir gün artık o hale geldi ki onsuz her şey, yalnız her şeydir. Artık ne masallar masaldır. Ne hikâyeler hikâye. Öyle bir dünya düşünelim ki hiçbir şairi yoktur. Öyle bir memleket düşünelim ki, müzik yasak edilmiştir. Meyhanelerin şarabı sirkeleşmiştir.

Düşünelim ki, bütün evlerin kapıları sokağa kapanmış, herkes evinin içinde perdeleri sımsıkı kapanmış eğlenir.”

Medarı Maişet Motoru, Sait Faik Abasıyanık, Sf. 85

Aşksız, sevgisiz, insansız bir dünya, şairsiz bir dünya gibidir ona göre. Artık masallar masal, hikâyeler hikâye değildir. Öpülen balıklar bile yaşayamazlar denizlerde. Oltaları ağızlarına geçirerek yaşamlarına son verirler. Böyle bir dünyada takıldıkları oltanın sahibinin Sait Faik olduğunu düşünemezler, düşünemezler okşanıp da öpülüp tekrar denize geri salınacaklarını. Böyle bir dünyayı hiçbir insan tahayyül etmez, edemez. Bu yüzden Sait Faik’in dünyasına, insanlarına, insanlığına ihtiyacı var hepimizin.

“Sarhoştum. Hava, elektrikler, şehir beni sarhoş ediyordu. İnsanlar beni bir mıknatıs hızıyla  kendilerine çekiyorlardı. Dünyayı ve şehri riyasız kucaklamak istiyordum.”

Semaver adlı kitaptan, Şehri Unutan Adam, Sait Faik Abasıyanık, Sf. 67

Bizim Köy Bir Balıkçı Köyüdür adlı öyküsünün son cümlesinde, “Bütün ümit yarın sabahta” diyerek, günden güne yok olan umutlarımızı yeniden yeşertir. Dallanır, budaklanır yeşeren umutlarımız, dallarımıza serçeler, kumrular konar, “Hişt, Hişt!” derler.

Sait Faik gibi yaşamak, Sait Faik gibi sevmek… Hani Shakespeare der ya, “Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu!” diye, ona nazire olurcasına ben de şunu söylemek istiyorum: “Sait Faik gibi yaşamak, Sait Faik gibi sevmek… Tek çare bu!”

“Kafamın altına iki elimin avucunu koyuyor, evvela koyu sıcak bir çay, kızarmış ekmek, beyaz delikli bir peynir, bir bardak su, bir salkım üzüm. Sonra insanları, hayatı, yemişleri ve dünyayı, nefes alıp vermeyi, şehveti düşünüyorum. Burada, ormanın içinde uyanmanın bahtiyarlığı ne güzel!.. İnsanları sevmek, hayatı sevmek ne iyi şey…”

Sarnıç adlı kitaptan, Ormanda Uyku, Sait Faik Abası Yanık, Sf. 69

Bugün 27 Mart Çarşamba, Dünya Tiyatrolar Günü. Sait Faik’in dünyasını, insanlarını ve insanlığını sahnelerde canlandırabildiğimiz ve yaşayabildiğimiz gibi, Shakespeare’in sahne olarak betimlediği gerçek dünyada da yaşayabilmemiz umuduyla, Dünya Tiyatrolar Günümüz kutlu olsun. Bize insanı insanla, insanca anlatan tiyatronun tüm ustalarına ve emekçilerine saygıyla…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s