Kendimle Söyleşi – Cumartesi Mektupları 3

Şunu belirterek başlamak istiyorum mektubuma: Cumartesi Mektupları’nı yazmaya başladığımdan beri güzel duygular ve düşünceler içerisindeyim. En önemlisi de, kendime bir görev, bir vazife yükledim ve her hafta bu vazifeyi gerçekleştirmek için gayret gösteriyorum.

***

İnsan, kendini ne kadar tanıyor olabilir? Bu soruyu kişi kendine sorduğunda çok objektif ve doğru yanıtlar vermekte güçlük çekebilir. Mesela ben, kısmen tanısam da kendimi, tam anlamıyla hakkımda çok fazla bilgi sahibi değilim. Bu nedenle, kendimle bir söyleşi gerçekleştirmeye karar verdim. Soruları ben soracağım, aynı zamanda yine ben yanıtlayacağım. Bu söyleşi, inanıyorum ki, kendimi biraz daha tanımama vesile olacak. Ayrıca, sizler de bu yazıları kaleme alan kişiyi daha yakından tanıyabilirsiniz.

“Tuna Özkurt kendini nasıl tanımlar?” diye sorarak başlamak istiyorum söyleşiye.

Hay hay, tabii. Öncelikle benimle söyleşi yapmak istediğiniz için teşekkür ederim size. Çok ince bir davranış bu. Sorunuza gelecek olursam, şimdiye kadar kendimi belli kalıpların ve sıfatların arasına sokarak tanımlamaya çalışmadım. Her yerde farklı bir sıfatım olabilir. İş yerindeki pozisyonum mesela, ya da bir projenin bir işin içindeyken aldığım konum. Kendimi tanımlamam çok kolay olmayacak, sanıyorum. Ama kendini gerçekleştirmek isteyen biri olduğumu rahatça söyleyebilirim.

Kendinizi nasıl gerçekleştirmek istiyorsunuz?

İş hayatı ve özel hayat olarak ikiye ayırmam gerek öncelikle. İş hayatımda bulunduğum pozisyon itibariyle -her yerde- her zaman elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum. Özel hayatımda ise, yani gündelik yaşamımda daha çok okumak, araştırmak, incelemek, öğrenmek, keşfetmek ve yazmak istiyorum. Bu isteklerimi yerine getirerek kendimi gerçekleştirmeyi umuyorum. Bunun için çok çalışıyorum da.

Hangi alanlarda kendinizi gerçekleştirmek istiyorsunuz?

Çok var. Ama birinin altını çok kalın çizebilirim: Edebiyat. Bu, başlıca amacım. Ancak edebiyatın yanında tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi diğer alanlarda da sürekli okumalar ve araştırmalar yapıyorum.

Edebiyat dünyasındaki hedefleriniz neler?

Şunu söylemeliyim ki, yazmadığım ve okumadığım zamanlar çok gergin ve huzursuz oluyorum. Dolayısıyla sürekli okumam ve yazmam gerek. Ancak bu şekilde varlığımı hissedebiliyorum. Yani diyebilirim ki, biraz da varoluşsal bir problem bu benim için.

Dolayısıyla kendime belirli bir hedef koymak istemiyorum. Çünkü zaman ve şartlar sürekli değişiyor. Adım adım gitmekte yarar var. Her adımımda, gayretimde bir basamak daha yukarı çıkmak istiyorum. Adım adım… Çıkışınız nasıl olursa inişiniz de öyle olur.

Ne okuyorsunuz, ne yazıyorsunuz?

Öykü yazıyorum. Bazen günlük yazıyorum. Her gün düzenli yazmak istiyorum ama başaramıyorum. Deneme de yazdığım oluyor, en azından yazmaya uğraşıyorum. Başarabiliyor muyum, bunu bilemem. Bir de blog yazıyorum tabii. Bu söyleşiyi de blogumda yayımlayacağım izniniz olursa. (Gülüyor.)

Okuma kısmına gelince orası biraz yoğun. Ama size başucu yazarlarımı sayabilirim: Sait Faik, Onat Kutlar, Füsun Akatlı, Yaşar Kemal, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Ferit Edgü, Bilge Karasu, Hasan Ali Toptaş. Sayıyı arttırabilirim ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. Dünya edebiyatından da pek çok isim sayabilirim. Özellikle klasikleri okumayı çok severim. Dostoyevski, Kafka, Albert Camus, Çehov gibi isimler kitaplığımın vazgeçilmezleri. Shakespeare okumaya bayılırım. Poe’nun öykülerini de çok severim ayrıca. Zaten kendisi kısa öykünün babası olarak nitelendirilir.

Edebiyat dışında?

Tarih, felsefe ve psikoloji okumayı seviyorum. Çünkü tarih okuyunca insan kendini öğreniyor, nasıl bir evrimsel süreçten geçtiğini analiz ediyor. Zira psikoloji de öyle.

Felsefe okumaları yapmayı da severim. Vakit buldukça felsefi okumalarla felsefenin dünyasını ve anlamını kavramaya çalışırım.

Kısa bir süre önce mitoloji öğrenmeye de başladım. Vakit kaldıkça ara ara mitoloji okumaları da yapıyorum.

Genç yazarları okuyor musunuz?

Evet. Özellikle onların yazdıklarını okumaya özen gösteriyorum. Çünkü yaşıtım olan o yazarlar da benim için ilham verici, yol gösterici olabilirler.

Dergi okur musunuz?

Vakit buldukça okumaya çalışıyorum. Dergiler edebiyat, kültür ve sanat dünyasının nabzının attığı yayınlardır bana göre. Özellikle takip ettiğim belli başlı dergiler var: Sözcükler, Notos, Varlık dergilerini elimden geldiğince edinmeye ve okumaya çalışıyorum.

Aslında okuduklarınızı öğrenince kendinizi nasıl gerçekleştirmek istediğinizi daha iyi kavramaya başlıyorum. Siz dünyayı ve insanı anlamlandırmaya çalışıyorsunuz.

Bir nevi evet, bu dünyaya sadece yaşamak için gönderildiğimizi düşünmüyorum. Nerede ve neden yaşadığımız sorusuna yanıt aramak zorundayız. Aynı zamanda kim olduğumuza da. Benim kendimi gerçekleştirme arzum da biraz bundan kaynaklanıyor diyebilirim. Yanıtları bulabilecek miyim, bilmiyorum ama her zaman önemli olan yolda olmaktır. Benim için yolda olmak, hedefe varmaktan daha önemli bir durum.

Boş zamanlarınızı sürekli okuyarak ve yazarak mı geçiriyorsunuz?

Genelde, evet. (Gülüyor.) Çalışmazken vaktim çoktu. Hem kitaplarımı okuyordum, hem filmlerimi izliyordum, hem de yazabiliyordum. Ama iş olunca bunlara bir kısıtlama getirmek zorundasınız. Boşa kalan zamanınızı daha iyi değerlendirmek zorundasınız. Ben de öyle yapmaya çalışıyorum. Çok sosyal bir hayatım olduğu söylenemez. Elimden geldiğince dışarı çıkmaya çalışıyorum. Tiyatroya gidiyorum. Ama vaktimin çoğunluğu evde geçiyor. Çünkü okumam gereken kitaplar var.

Modern hayatın en büyük problemi de zaman değil mi zaten? 

Kesinlikle katılıyorum. Sürekli gelişmekteyiz ve bu gelişim doğrultusunda ise sürekli hız kazanmaktayız. Doğal olarak insanın düşünmeye, okumaya, öğrenmeye çok vakti kalmıyor. Modern hayat bunu maalesef ki dayatıyor bizlere. Ama bu dayatmanın üstesinden gelip onlara karşı koyabilen insanlar da var. Onlardan biri olmayı çok isterdim.

Konudan biraz uzaklaşarak kişisel sorulara yönelmek istiyorum. Kendinizi nasıl buluyorsunuz?

Bu biraz yukarıdaki sorunuza benziyor ama problem değil. Kendimi nasıl bulduğum sorusunda ne ima ettiğiniz önemli. Benim maddi zevklerim çok yoktur. Daha çok düşünsel ve zihinsel olarak bir gelişim kazanmaya çalışıyorum. Ne kadar çok okursam, ne kadar çok öğrenirsem o kadar kendimi gerçekleştirmiş olacağım. Bir de şu var: Bilgi her zaman mutluluk getirmez insana. Ne kadar çok bilgi alırsan o kadar huzursuz olursun. Gerçeği görürsün, öğrenirsin ve bu seni rahatsız eder. Biz şu anda hiçbir şey bilmiyoruz. Mutluluğumuz da biraz bundan kaynaklanıyor.

Sinemayla aranız nasıl?

Film izlemeyi severim. Özellikle belli başlı yönetmenlerin filmlerini. Bunların başında Tarkovsky gelir. Bergman, Angelopoulos, Ashgar Farhadi, Nuri Bilge Ceylan gibi sinema tarihine yön vermiş yönetmenleri izlemeyi severim.

Şimdi sizinle kısa bir soru-cevap yapmak istiyorum müsaadenizle.

Tabii.

Nerelisiniz?

İstanbul doğumluyum.

Tuttuğunuz bir takım var mı?

Beşiktaşlıyım.

En sevdiğiniz yazar?

Sait Faik okumadan duramam. Yaşar Kemal de öyle.

En sevdiğiniz kitap?

Her kitabı severim.

Olmazsa olmazınız?

Odam ve kitaplarım. Bir de masasız yapamam.

En sevdiğiniz yemek?

Tatlı türlerini daha çok severim. Yemekle aram çok iyi değil.

En sevdiğiniz şehir?

Eskişehir. Orada üniversite yaşamım boyunca tam beş yıl geçirdim.

İstanbul deyince aklınıza gelenler?

Tarih, kültür, zenginlik.

İlerde kendinizi nerde görüyorsunuz?

(Gülerek) Ölmezsem yine dünyada olurum. Odamda, masamın başında bir şeyler okurken bulabilirsiniz beni.

Çok teşekkür ederim vakit ayırdığınız için.

Ben teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s