Kamuya Açık – Cumartesi Mektupları 1

“Kamuya açık” mektuplar yazma fikri çoktandır aklımdaydı aslında. Birileriyle geleneksel bir şekilde mektuplaşmak istiyordum ancak çabalarım bir türlü sonuç bulmadı. Ben de böyle bir fikir geliştirerek amacıma ulaşma gayreti içine girdim. Ancak mektuplarımı ‘birine’ ya da ‘birilerine’ değil, herkese yazacağım. Mektupların kime ulaşacağı, kimlerin okuyacağı gibi temel soruların aslında çok da bir önemi yok benim için çünkü bir nevi halka açık olan bu mektupları isteyen sahiplenecektir, istemeyen okumayacaktır bile. Dolayısıyla bu tür soruları kendime sorma zahmetine dahi girmedim.

Biriyle/birileriyle mektuplaşmak istiyordum ama devamlı olmalıydı bu iş. Kaybettiğimiz mektuplaşma geleneğini en azından kendi dünyamda yeniden canlandırmak istiyordum. Geleneksel olan “mektuplaşma” türü iletişim, sanırım çağa ayak uydurmak istiyor ya da tekrar dirilebilmesi için “dijital”, “teknoloji”, “bilgisayar” gibi modern çağ terimlerini hayatımızdan çıkarıp sadece kağıtla devam etmemiz gerekiyor. Çağın temposuna ayak uydurmak veya geri kalmamak adına ben de dijital ortam üzerinden mektup yazmaya karar verdim. Bu mektupları “Cumartesi Mektupları” adı altında her cumartesi günü yayımlayacağım. Bu mektuplarımın tek bir okuru ya da spesifik bir okuru olmayacak. Bir nevi kamuya açık yazacağım.

Mektup yazmak istememin bir başka nedeni daha var. Çok sevdiğim, beğendiğim bir yazar, felsefeci, denemeci olan Füsun Akatlı, yazdığı mektuplarıyla bana ilham veren, beni teşvik eden kişi oldu. Füsun Akatlı da mektuplarını belli bir kişiye yazmıyor, belli bir okuru hedef almıyordu. Ama o benim gibi dijital ortam üzerinden değil de, basılı olarak yayımlıyordu mektuplarını.

Füsun Akatlı gibi çok değerli bir yazarı tanımama vesile olan Hakan Savaş hocama da ne kadar teşekkür etsem azdır. Zira onun bana şiddetle tavsiye ettiği isimler hayata farklı bir açıdan bakabilmeme vesile oldu. Bunlardan biri de Füsun Akatlı idi. Bununla birlikte, kültürel anlamda olsun, eleştirel ve yazınsal anlamda olsun kişiliğime, karakterime, hayatıma çok şey kazandırdı. Füsun Akatlı’nın denemelerini, eleştiri yazılarını fırsatını bulduğum her an tekrar tekrar okuyorum. Onun aydın, entelektüel ve çağdaş düşünsel dünyası olayları ve olguları kavrayabilmemde aşikâr bir şekilde belirleyici oluyor. Henüz onu tanımayan, yazılarını okumayan ya da onun entelektüel yaşam görüşüne tanık olmayan herkesin Füsun Akatlı’yı okumasını tavsiye ediyorum.

Füsun Akatlı’nın “Yazı Bahçesinden” adlı, Kırmızı Kedi Yayınevinden çıkan ve kültür yazılarını paylaştığı çok güzel bir kitabı var. Aziz Nesin’le girdiği dil tartışmalarından, dil bilincinin öneminden, yaşadığımız kültürsüz kışlardan edebiyata, şiire, sanata kadar her konudan yazılar yer alıyor kitapta. Yazınsal, felsefi ve entelektüel olarak gelişim sağlamak isteyen her okur-yazarın mutlaka okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Yol gösterici, fikir verici olması adına kitaptan bazı alıntılar yapacağım.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ya da “Gemisini kurtaran, kaptan” gibi şiarlar benimsemiş, kimsenin etlisine-sütlüsüne karışmayıp kendi etlisini-sütlüsünü kovalayan, bağnazlıklardan, yasaklardan, vurdumduymazlıklardan, haksızlıklardan, zevksizliklerden, bayağılıktan rahatsız olmayan, bunlara karşı bir tavır belirlemeyen, tepki göstermeyen kişi, aydın tanımına girmez. (Çapraz “Kur”lar)

Bir aydının “kim olmadığını” güzel cümlelerle dile getiriyor mu Çapraz “Kur”lar adlı yazısında? Tam da sözde aydınların mantar gibi türediği bu zamanlara ne kadar benziyor bu cümleler.

Salt malûmat sahibi insan, pasif durumdadır. Oysa kültürlü insan, aktiftir. Merak eder, zevk alır, seçer. Malûmat onun için bir malzemedir. Onsuz olunmaz bir malzeme, ama ham malzeme. Her şeyi bilmez, bilemez elbet ama bildiğini işe yaratır. Hiç olmazsa kendi işine.

Bilgi biriktirmek bir öğrenme ve hafıza işi ise, kültür bir bilinç işidir. Onun için işte, kültür enjekte edilmez, aktarılmaz: kazanılır ve kaybedilmez. Bilgi elenir, ayıklanır, hatta unutulur ve “kültür” olur.

Kültür bir bilinç işidir diyoruz ya, bu ne demektir? Neyin, nelerin bilincidir kültür? Üç temel bileşenden söz etmek istiyorum burada: Dil bilinci, düşünme disiplini (isterseniz buna da sakınmalı olarak “felsefe bilinci” diyelim), tarih bilinci. (Kültürsüzlüğümüzün Kışı)

Kültürün ne olduğu, kültürlü insanın nasıl olduğu sanırım daha güzel bir şekilde anlatılamazdı. Füsun Akatlı bu işi en iyi yapanlardan biri. Onun kültür bilincinin, dil bilincinin, aydın kişiliğinin her insana örnek olması gerekiyor.

Umarım -henüz tanımamış olanların- Füsun Akatlı’nın edebi, düşünsel, felsefi ve entelektüel dünyasıyla tanışmasına vesile olabilirim.

Cumartesi Mektupları’nın ilki bu kadar. Diğerlerinde görüşmek dileğiyle; yazıyla, edebiyatla, sanatla kalın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s