Bizden de kalır bir şeyler geriye

Öykü daha çok ilgilendiğim yazınsal tür olsa da, romanları okumayı, bazen de şiirleri okumayı sürdürürüm. Bunu sıklıkla yapmam gerektiğinin farkındayım. Bir öykücü olarak diğer yazınsal türlerle, roman şiir, masal vb.; ya da diğer disiplinlerle sıkı bir ilişkim olması yazınsal ve eleştirel alanda daima bana bir zenginlik katacaktır. Hem yaratıcı yazın süreci hem de eleştirel okuma süreci için çok faydalı olacağı şüphesiz.

Diğer yazınsal türlerden söz açtım, çünkü bu yazımda birkaç şiirden söz etmek istiyorum. Bu, şiirler hakkında yorum veya eleştiri yapacağım anlamına gelmesin. Zira şiir hakkında söz sahibi olabilecek bir yetkinlikte olmadığım bir gerçek. Bu işi yetkin insanlara bırakmakta fayda var.

Şiir deyince, benim aklıma daha çok Onat Kutlar gelir. Onun şiirlerinin yeri benim hayatımda oldukça geniş bir alana sahip. Tekrar tekrar okurum. Sıklıkla yaparım bunu. Yazılarımda Onat Kutlar’ın adını anmaya çalışırım. Şiirlerine yazımda parça parça yer veririm. Bu yazım da onlardan biri.

En çok sevdiğim iki şiiri vardır. Birincisi “Turgut’a”, ikincisi ise “Ne Kalacak Bizden Geriye” adlı şiiridir.

Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin

Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz

Ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından

Ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım

Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

(Turgut’a)

Öldükçe yaşar, yaşadıkça ölür olduk. İkisini de beceremedik. Isırdığımız ekmekler ufalandı durdu kucağımıza, bayat kırıntıları kuşlar yedi. Her akşam sabaha çıkmayı gözledik, ertesi sabah akşamı nasıl edeceğimizi. Tok karınlar sevgiyi daha iyi sindirdi, açlar sevginin yenmeyen bir şey olduğunu sonradan öğrendi. Çocuklarımıza geleceğin aynasını tuttuk, aynada ölülerimizi gördük. Çocuklarımız çok sonra, toprağın sadece vermediğini, aynı zamanda aldığını da öğrendi.

Akşamüstü oturdum yol kıyısına

Düşündüm

Ne kalacak bizden geriye?

Balkan yaylasından ve bozkırlardan

Kaf dağlarına giden şu bulut

Sonsuz mevsimlerle esmerleşen

Şu toprak ve derin çınar ağacı

Biz yokken de vardı.

*

Çocukların şu gülen sarı feneri

Ayışığı

Ve ıssız balkonlarda

Kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları

Aynı mandalda kurutan güneş

Çayırda gölgeler bırakacak

Dalgın yeryüzünden çekilirken.

(…)

Kiraz ve kamıştan kavalımızın

Sesleri

Dağılıyor havada

Bir kuyu ağzından geçiyor gibi

Rüzgârı mor fistanlı zamanın

Bu güzel şarkı da unutulacak

Kıyımlar, acılar, kanlar içinde

Savrulurken yaşadığımız günler

Bu soruyu mutlaka soracaksın

Ne kaldı, ne kaldı bizden geriye?

(Ne Kalacak Bizden Geriye)

Çok şey kaldı Onat abim. Analarımızın gözyaşları kaldı toprakta. Babalarımızın alın teri ocakta. Paylaşılmamış eski sevgiler kucağımızda. Söylenmemiş sözler dudağımızda. İnce bir sızı bağrımızda. Büyük, ağır pişmanlıklar sırtımızda. Yine de bir şeyler kalıyor. Kötü veya iyi, acı ya da gerçek, güzel veya çirkin. Mesela bir hikâye kalıyor geriye, ya da bir türkü. Örneğin bir şiir mesela, tıpkı seninki gibi. Ne kalacak bizden geriye diye soruyorsun. Belki yoksun şimdi ama, eminim duyuyorsun. Çok şey kaldı senden geriye; adın, şiirin, hikâyen… Belki bizden de kalır bir şeyler geriye.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s