Deniz Üstünde Yüzen Notalar

Dün, yani perşembe günü hayatımın en güzel vapur yolculuklarından birini gerçekleştirdim. Yaklaşık iki yılını eğitim hayatı için yurtdışında geçiren üniversiteden bir arkadaşımla Kadıköy’de buluşacaktım uzun bir süre sonra. Yanıma atkımı, beremi ve eldivenlerimi alsam da, şansıma hava açık ve güneşliydi. Ama biraz da olsa inceden soğuk esiyordu. Önce Eminönü’ne geçtim. Sabah kahvaltı yapmamıştım. Karşıma çıkan ilk simitçiden bir tane simit aldım. Simidi kemire kemire iskeleye doğru yürüdüm. Vapura binerken simit çoktan bitmişti. Öylesine açtım. Vapur, tam 14.35’te Kadıköy iskelesine gitmek üzere motorlarını çalıştırdı.

İstanbul’un gittikçe betona boğulan ama ona rağmen bile büyüleyiciliğini kaybetmeyen bir yapısı var. Bu ihtişamlı kenti deniz üzerinden seyretmek için cam kenarındaki koltuklardan birine oturdum. Ben dışarıyı izlediğim sırada karşı tarafımdaki koltuğa çocuklu bir aile geldi. Türkçe konuşuyorlardı. Sanırım Türkî cumhuriyetlerden olmalılar. Yanlarında bir tane de tatlı mı tatlı bir çocukları vardı. Abi, dedi. Sonra gülümsedi. El salladı. Ben de ona el salladım. Birden, içimi tarifi olmayan bir saadet kapladı. Çocukluğuma dönmek istedim. Bir çocuk kadar saf, temiz ve masum olmak istedim. Olamadım. Bilincim çocukluğuma kadar erişebiliyordu. Ama ben hâlâ olduğum yerden hareket edemiyordum.

Başımı cama yaslamış, vapurla birlikte gökyüzünün enginliğinde süzülen martıları seyre dururken, yavaş yavaş bir melodi yükselmeye başladı. Ses giderek arttı. Arkamı döndüm. Ben vapura girerken yerde birtakım kablolarla, mikrofonlarla ve çeşitli enstrümanlarla uğraşan gruptu şarkıyı söyleyen. Bir genç kız, çok güzel ve göz alıcı renkli, desenli, kırmızı siyahlı elbisesini giymiş, saçına bandanasını takmış, elinde mikrofon efsunlu bir sesle Karadeniz ezgileri söylüyordu. Hemen yanında saz çalan bir adam, onun da ağzında mikrofon vardı ve genç kıza eşlik ederek şarkıyı beraber söylüyorlardı. Onların sağında, küçük bir hoparlörün üzerine oturmuş, elinde gitar olan bir adam vardı. Şarkı söylemiyordu ama gitarından çıkardığı tınılar şarkı söyleyenler kadar güzel geliyordu kulağıma. O da gitarıyla eşlik ediyordu şarkılara.

Her iki yanımdan İstanbul’un bir türlü kavuşmak bilmeyen iki yakası akıyor, altımdan boğazın derin suları geçiyor ve ben bir “yandan çarklı”nın içinde, insanı esrikleştiren Karadeniz ezgileri eşliğinde sanki başka bir dünyaya doğru yol alıyordum. Hiç bitmesin, zaman hiç durmasın istedim. Sonsuza kadar sürsün bu an. Kadim Anadolu ve Avrupa yakası her iki yanımdan akmaya devam etsin, Marmara’nın suları yandan çarklıyı dövedursun istedim.

İnsanoğlu sanırım hep böyle. Arzuladığı, hayal ettiği saadet ve huzur dolu yaşamı çok istiyor, ona biraz olsun yaklaşıyor ve sonra rüyadan uyanarak gerçek yaşamına devam ediyor. Vapur Kadıköy iskelesine yanaştığı sırada, ben de bu rüyadan uyandım ve gerçek yaşamımda beni bekleyen arkadaşıma doğru yol almaya başladım. Onu gördüğümde ilk şunu söyledim: “Hayatımda yaptığım en güzel vapur yolculuklarından biriydi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s