Yazmanın dayanılmaz hafifliği

“Anı yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.” diyor Andre Gide.

Sanırım benim için yazmamın temel nedenlerinden biri bu. Ölümün elinden bir şeyler koparmaya çalışmak, ya da ölüme meydan okumak. Aslında kendime sorduğumda bazen herhangi bir neden de bulamadığım oluyor. Belki de bir neden aramamak en mantıklı olandır.

Sancısız iş olur mu? Çoğu kez duymuşumdur her yerde, “Acı çekmeden mutlu olunmaz” diye. Kimi zaman doğrudur. Mutluluğa giden yolda acı çekilmeli ki, mutluluğun tadı daha çok olsun. Bana göre, bu kural ya da kuraldan ziyade ifade, tanım, düşünce -her neyse-  yazmak dışında her şey için geçerli. Yazmanın ne kadar arzu edilen bir eylem olduğu bilinse de aslında bir o kadar da sancılı ve sıkıntılı süreç.

Konuyu biraz daha açalım.

Balzac, yazı yazarken iki masa kullanırmış. Ve her gün fincanlar dolusu kahve tüketirmiş. Bir masada çalışırken kahvesini içer, sonra diğer masaya geçer, ordaki eserini de yazmaya devam edermiş. Bu en basit örneklerden sadece biri.

Yazmak, ya da daha geniş bir çerçevede ele alacak olursak edebiyat, bulaşıcı ama güzel bir hastalıktır. Bağımlı yapar kişiyi. Okudukça okuyası, yazdıkça yazası gelir. Ve tedavisi pek de mümkün değildir. Bazen ölümle sonuçlanabilir.

Okumak çok sancılı değil ama yazmak, yazan insan için ne kadar rahatlatıcı bir eylem olsa da hem öncesi hem de sonrası için oldukça sancılı bir süreçtir. Tabii burda bahsettiğim boş kâğıtları karalamak değil. Yazmak işini ciddiye alanlar, gerçekten bir ürün ortaya koymak için varını yoğunu veren kişiler için geçerli görüyorum bu durumu.

Yazma öncesi şehvet duyar insan, büyük bir arzuyla kaleme sarılıp kâğıda dalmak ister. Ancak hiç de kolay değildir. Bir türlü o ilk kelime veya cümle çıkmaz. Can çıkar, o çıkmaz.

Sonra bütün çaba sonrası öyle veya böyle çıkmayı başarır. Gerisi çorap söküğü gibi gelir. Noktayı koyarsın. Oh dersin içinden, oh be! Dünya varmış! İşte bu yazmanın dayanılmaz hafifliğidir.

Ama o hafiflik çok sürmez. Birkaç güne bu sefer de “Yazamamanın Dayanılmaz Ağırlığı” gelir, tekrar üzerine çöker. Bu, bir yazarın kaderidir. Kendini yenileyen bir kader…

Yazar sadece yazdığı sürece var olmuş görür kendini.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s