Arzulanan bir İstanbul portresi

“Şehirlerin en önemli yerlerinden birisi de çöplükleridir.” diye başlıyor öyküye Yaşar Kemal. Sonra devam ediyor: “Çöplüklerin şehirler için gerekli değil, bu kadar önemli olduğu hiç aklınıza geldi mi? Bir büyük şehir çöplüğünü görünceye kadar bunu ben de bilmiyordum. Bir çöplük bence bir şehir demektir…”

Sarı Sıcak kitabındaki Kalemler adlı öyküsüne böyle başlıyor usta yazar Yaşar Kemal. Çukurova’nın kokusunu, tozunu, toprağını, sarı sıcağını tüm Türkiye’ye, hatta tüm dünyaya kadar ulaştıran usta kalemin zengin ve geniş imgelemi, romanlarında yarattığı coşkun ve şiirsel dili, onu edebiyatımızın en iyi yazarlarından biri yapmıştır kuşkusuz.

Öyküde İstanbul’un büyük bir çöplüğünde çalışan Rüstem Çavuş’un ve onun küçük kızı Neriman’ın hikâyesi anlatılıyor. Çöplükte çalışan Rüstam Çavuş’un kızının dışında diğer çalışanların çocuklarından hiçbiri okumuyor. Bu yüzden çöplükten çıkan bütün eşyalar çalışanlar arasında paylaşılıyor ama bir tek şey hariç: Kalemler. Çöplükten çıkan rengârenk kalemler hiç kimseyle paylaşılmadan toplanıp Rüstem Çavuş’a veriliyor. O da eve götürüp kızına veriyor bu kalemleri.

“Bir şehirde ne varsa bir şehrin çöplüğünde de o vardır. Çöplükten çıkanları, değerli olsun değersiz olsun, çöpçüler aralarında kardeşçesine pay ederlerdi. Yalnız bir şeyi paylaşmazlardı, o da kalemleri…”

Rüstem Çavuş kalemleri de pay etmek ister ama arkadaşlarına bunu kabul ettirememişti.

“Rüstem Çavuş kalemleri de paylaşalım diye çok ısrar etmiş, ama çöpçü arkadaşlarına kabul ettirememişti. Onun çocukları vardı ve çocukları okuyorlardı. Bey, hanım olacaklardı. Yüz yıl da, yüz yılın her günü de buradan yüzlerce, binlerce kalem çıksa kalemlerin hepsi Rüstem Çavuş’un çocuklarının olacaktı.”

Anlatıcı-karakter, hikâyeyi genel olarak anlattıktan sonra, asıl can alıcı yerine Rüstem Çavuş’un kızının okulda yaşadıklarıyla geliyor. Rüstem Çavuş’un kızı ilkokulun beşinci sınıfında okumaktadır. Okulda bütün arkadaşlarının her şeyi vardı.

“…Cicili giyitleri, güzel çantaları, her gün gelip onları okul kapısından alan otomobilleri vardı… Vardı ama, hiç kimsenin, babalarının kalem dükkânlarında bile, hiç kimsenin bu kadar çok kalemi yoktu. Kalemleriyle için için öylesine övünüyordu ki…”

Neriman’ın tek övündüğü şey kalemlerdi. Arkadaşlarının her şeyleri vardı ama dert etmiyordu çünkü onun rengârenk kalemleri vardı. Sonra kalemlerini okula götürmek ister. Binlerce, rengârenk; sarısı, kırmızısı, mavisi, yeşili, beyazı, siyahı…

“Kalemleri okula getirecek, getirecekti ama, ya sorarlarsa bu kalemleri nereden aldın diye. Ne diyecekti, ne diyebilirdi. O kadar çocuğun arasında Çöpçübaşı babam çöplerin arasından topladı bu kadar kalemi diyemezdi ki… Ölse de, kesseler de,  kanını iyice akıtsalar da diyemezdi ki… Nasıl derdi. Ama mutlaka getirmeli, arkadaşlarına göstermeliydi.”

Rengârenk kalemlere sahip olan Neriman’ın bu coşkulu sevinci ve aynı zamanda diğer arkadaşlarıyla aralarında gerçekleşen bu sosyal sınıf farklılığı öykünün ana damarlarından birini oluşturuyor. Yaşar Kemal, bir küçük kızın gözünden yaşadığı sevinç ve duygunun sosyal sınıf farklılığından dolayı nasıl yok edildiğini gözlerimizin önüne seriyor bu öyküde.

Bütün kalemlerini doldurup bir gün okula götürür Neriman. Ama kimseye gösteremez. Bir haftadır bunun için yanar tutuşur ama başaramaz. Sonra komşusu Erol’u görür. Erol kırtasiyecidir. Osmanbey’de kocaman bir kırtasiyede çalışmaktadır. Bir ara ondan defter almıştır Neriman.

“Onun çalıştığı yerde o kadar çok kalem vardı ki… Aaahh bu  Erol bir akrabası, örnekse dayısının oğlu olsaydı. Ne güzel, aah ne güzel olurdu. Bir, bir güzel olurdu ki. Derdi ki, ‘dayımın oğlu Erol armağan etti bunları bana…’ O gece, gece yarısına kadar bu Erol üstünde düşündü.”

Ertesi gün Neriman kalemlerini okula götürür. Soranlara da, “Erol abi getirir bana” der. Çocuklar bir anda Neriman’ın başına üşüşürler. Sonra zil çalar, herkes derse girer.

“Zil çaldı, Neriman, herkesin hayranlığı üstünde, kalemleri çantaya doldurdu. Derse girdiler… Artık herkesten üstündü. Sevinçten dolup dolup taşıyordu.”

Artık her gün çantası dolu dolu gelir okula. Herkese kalem dağıtır. Artık herkesin ablası olmuştur Neriman. Mutludur, sevinçlidir. Kalemleriyle mutlu yaşamaktadır Neriman. Taa ki Zühtü’ye kadar…

Bakkalın şaşı oğlu Zühtü bozar her şeyi. Öğretmene gider.

“Vallahi billahi, Allah canımı alsın ki, anamın ölüsünü öpeyim ki… Neriman kalemimi çalmış. Kalemlerinin arasında gördüm. Bel koymuştum kaleme… Yeşil bir kalem… Üstüne de iki çentik yapmıştım… İşte o kalemi Neriman’da gördüm.”

Ardından öğretmen Neriman’ı çağırır ve çantasını açtırır. Bu kadar kalem karşısında şaşırır öğretmen. Zühtü hemen atılır, işte benim kalemim bu der. “Bu kadar kalemi nerden buldun diye?” sorar Neriman’a. “Bu kalemleri Erol abi verir bana. Evde daha o kadar çok var ki…” Öğretmen kızın suratına haince bakar. Evdeki bütün kalemleri getirmesini söyler. Neriman hepsini getirir. Sonra başöğretmen sınıf sınıf dolaşır ve “Kalem kaybedenler, kalem çaldıranlar okul tatilinde benim odamın kapısına gelsinler” diye tembihler herkesi.

Başöğretmen kalemleri herkese dağıttıktan sonra Neriman’a sorar: “Söyle, nasıl çaldın bu kadar kalemi?”

“Çalmadım.”

“Doğruyu söylersen seni affederim kızım.”

“Çalmadım.”

“Peki Erol abi milyoner de olsa sana bu kadar kalemi niçin versin? Haydi bir, iki, on tane verdi… Ya yüzlerce kalemi?”

“Erol abi verdi. Dükkânı kalem dolu.”

Başöğretmen kızın anasını babasını çağırmasını söyler.

Öykünün dramatik yanı burada tavan yapar. Neriman eve gider, hüngür hüngür ağlar. Anasına babasına, kalemlerin çöpten çıktığını kimseye söylemeyin diye ağlar durur.

“Kurban olayım size, çöpten çıktığını söylemeyin kalemlerin. Erol abi verdi, deyin…”

“İnanmazlar…”

“İnanmasınlar.”

“Çöpten kalem çıkarmak hırsızlıktan daha mı kötü?”

“Daha kötü, daha kötü…”

Sabah kızıyla birlikte okula gider Rüstem Çavuş. Başöğretmene Erol’u anlatır. Başöğretmen Erol’un adresini ister ve Rüstem Çavuş bir adres uydurup verir.

“Araştırma bitmiş, Neriman’ın kalem hırsızlığı anlaşılmış, Neriman okuldan kovulmuştu.”

Gururlu çöpçübaşı Rüstem Çavuş’un ve onun kızı Neriman’ın hikâyesi burda biter ve ardından anlatıcı-karakter öyküyü tamamlar.

“Ben çöplükleri iyi bilirim. Rüstem Çavuş’tan dolayı. Çöplükler, şehirlerin tıpı tıpına aynasıdır… Bir şehir pisse, aşağılıksa, kalleşse, acımasızsa o şehrin çöplükleri bin misli daha pis kokar. Leş gibi… İstanbul şehrinin çöplüklerine martılar konar, çöplüğün üstü apak olur. Ve bu murdar çöplük martıdan gözükmez olur. Haa, bir de renk renk kalemler çıkar İstanbul çöplüklerinden… Altın yüzük çıktığı da olur.”

Ne kadar çöpçü Rüstem Çavuş ve onun okuyan, okumak isteyen kızının hikâyesi olsa da bu öykü, aslında Yaşar Kemal’in özlemini duyduğu ve bunu “çöplük” imgesiyle kelimelere döktüğü, yani arzuladığı “İstanbul” resmidir. Çöplüklerinden rengârenk kalemler çıkan, onları paylaşan, okuyan kızlara ve çocuklara dağıtılan bir istek… Yaşar Kemal’in arzuladığı bir İstanbul portresidir bu öykü.

Şimdi şehirlerimizin çöplükleri apak mıdır gerçekten? Martılar konuyor mudur çöplüklere? En önemlisi de kalem çıkıyor mudur çöplüklerimizden?

Yaşar Kemal, acı bir gerçeği anlatıyor bu öyküde. Kızını canı gibi seven bir babanın yapabileceklerini ve küçük kızının büyük mahcubiyetini…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s